Agnes Obel: “Myopia, bir anlamda kendim için bir terapi biçimi”

01.07.2022 15:09 Haber Deposu: Betül Memiş / Cnnturk.com Soul ve folk türündeki üretimleriyle dikkat çeken müzisyen, söz yazarı ve piyanist Agnes Obel, (bu gece) 1 Temmuz’da, PSM Loves Summer kapsamında, Sıkıntılı PSM’de… Kendi müziğini 12 yaşlarında üretmeye başlamış olan ve 17 yaşlarında da müzik hayatına giriş icra eden ve bugün müzikal kariyerinde on yılı dolduran Obel, modern müziğin bağımsız ve emsalsiz sanatçıları içinde gösteriliyor. Şubat 2020’de yayınladığı Deutsche Grammophon ve Blue Note etiketli yeni albümü “Myopia”nın öncesi, aynı yıl piyasaya sürülen teklisi “Island of Doom” ile dinleyicileriyle buluşan Obel, dinleyicilerinden olmasıyla birlikte eleştirmenlerden de tam not aldı.
Önceki albümlerinde (Philharmonics, Aventine ve Citizen Of Glass) olduğu şeklinde “Myopia” için de Berlin’deki stüdyosunda deyim yerindeyse, izolasyona giren Obel, albümün yazma, kayıt ve miksaj aşamalarının tümünü kendi üstüne alıyor. 2021’de yayınladığı ve Brooklyn’deki canlı performanslarından oluşan bir EP ile Rone remixli “Can’t Be” adlı single ile dinleyicilerine seslenen Obel, “her biri birbirinden etkisinde bırakan, ruha iyi gelen parçalarla” dolu seçkisiyle ve bu ikinci İstanbul konseriyle karşımızda olacak. “İki deniz arasındaki o güzel yere yeniden gitmeyi o denli iple çekiyorum ki. Konser mekanına uyacağını düşündüğümüz hususi bir set sıralaması hazırladık” diyen Obel ile incesinden, ortaya karışık bir röportaj yaptık. Akşam rotamız belli, o zaman yavaştan Agnes Obel hayatına dalış yapmak için müziğinin sesini açmakta yarar var!
“Gece iyi mi hissettiriyor diye soruyorum”• Fransız yazar George Sand; “Yaşamı hem yaşamak hem de çalışmak için oldukça kısa buluyorum” der ve ekler: “Çoğumuz yaşlanmak ve tüm mutluluklarımızın hayal kırıklıklarına dönüştüğünü görmek için yaşıyoruz.” Sand’ın cümlelerinden yola çıkarak pandemide geçirdiğiniz iki yılda ve hâlihazırda devam eden sürecin içinde, “yaşam mesainizde” ve “sanat hayatınızda” neleri deneyimlediniz, keşfettiniz? Süreçte size iyi gelenler ve fena hissettirenler neler oldu?Pandemi ve arkasından gelen kapanma Avrupa’yı vurduğunda turnedeydik ve hepsi iptal oldu (planlanmış ve tüm 2020’yi kapsayan aylarca sürecek bir turnemiz vardı) ikimiz de eve gittik, ne yapsak! Şahsen benim için kapanmada olmak ya da o hali yaşamak o denli da büyük bir değişim değildi. Şu sebeple ben albümlerimin hepsini bu şekilde yaptım, izolasyonda ve her gün birçok saati yalnız başıma geçirerek! Tüm hayatım süresince bunun için eğitilmişim diyebiliriz. Tüm kapanma deneyiminden pozitif bir kazanımım oldu; yeniden canlı müzik çalabildiğimiz için minnettar hissetmemiz icap ettiğini düşünüyorum. Bu benim için mühim, şu sebeple canlı çalmadığım vakit müziğimi başkalarıyla asla yaşayamıyorum ve onu canlı ve gelişir tutmak için bu o denli mühim ki!• “Myopia” albümünüz öncesi piyasa sürdüğünüz tekli “Island od Doom”u uyku problemi çektiğiniz günlerde araştırmalarınızdan esin alarak yazdığınızı söylediniz. Aristoteles’ten bu yana uyku hep merak edilmiş ve benim de uzun süredir ilgimi çeken konulardan biri. Uykuya dair aklıma ilk gelense; “Uykuya dalanın korkusunu bilir misiniz? Tepeden tırnağa korkar o, altından yer çekilmiş olduğu ve rüya başladığı için” diyen Nietzsche… Ve Türkiye’den bir ozan olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın cümlesi ise durumu özetliyor bence; “Çok da fazla takılmıyorum artık bu uyku mevzusuna, uyuyunca geçmeyen şeylerin bulunduğunu anladığımdan bu yana.” “Island od Doom” şarkınızda; “Işıklar söndüğünde, gece iyi mi hissettiriyor?” diyorsunuz. Ben de size sormak isterim; “uyku” ve “gece” sizin için en anlam ifade ediyor ya da sizdeki karşılıkları nedir?Sanırım siz “Broken Sleep” şarkısını düşünüyor olmalısınız, benim için o “Myopia”dan insomnia (uykusuzluk hastalığı) konusunu irdeleyen bir şarkı. Ben uykuyla ölüm arasındaki bağlantının yanı sıra, bu dünyadan uzak ve kendi içinde derinlerde, esrarengiz, uykuda olma halini hep merak etmişimdir. Gizemli bir hal… Şarkıyı yazarken benim de uyku problemlerim vardı ve acaba o şekilde mi diye düşünüyordum… Sonrasında uykunun kültürel tarihçesi ve vakit süresince iyi mi anlaşıldığı hakkında okumaya başladım. Bunun yanı sıra, uyku ve uykunun değişik durumları hakkında da bazı yeni araştırmaları okudum ve sanırım bu da kendi uyku sorunlarımdan kurtulmama destek oldu. Kim bilir onu gizeminden arındırarak rahatladım… “Island of Doom” (Kıyamet Adası) ise babam hakkında bir şarkı. Yaşamının son yıllarında depresyondan muzdaripti ve o yıllarda, zihninde ve yalnız yaşamış olduğu dairesinde, kendi “Kıyamet Adası”nı yarattı. Vefat ettiğinden beri, varlığının hala benimle beraber olduğu hissine kapılıyorum. Bilhassa müzik yapmamla ilgili olarak (o da müzik yapıyordu) ve rüyalarımda, bilhassa vefatından sonraki ilk yıllarda neredeyse orada onunla konuşabileceğimi hissediyordum. Şarkıda ona diğer yanda olmak iyi mi bir his, gece iyi mi hissettiriyor diye soruyorum?
“Çevremden oldukça kolay etkileniyorum”• “Benim için “Myopia”, itimat ve kuşku üstüne bir albüm. Kendinize güvenebilir misiniz? Kendi kararlarınıza güvenebilir misiniz?” diye soruyorsunuz. Suali size sorarsak, yorumunuz ne olur?Benim için “Myopia” (dar görüşlülük anlamına da gelebilir), idrak ve iyi mi miyop olabileceğiyle ilgili bir albüm. Bu albümle beraber (istediğim) kendi “Myopia” algımı ve eğilimimi araştırarak, kendime şunu soruyorum: “Kendi yargıma ve vakalara ilişkin algıma ne kadar güvenebilirim?” Bunun yalnız benimle ilgili bir şey olmadığına inanıyorum, şu sebeple bugün medya ve informasyon teknolojilerini kullanan hepimiz için geçerli bir sual bu. Zira bakış açımızı daraltan algoritmalar tarafınca yönlendiriliyor oluşumuzu unutmamalı! Kendime güveniyorum, yoksa bu kadar yalnız çalışmazdım, fakat kendi miyop evrenine kilitli olmanın potansiyel dezavantajının da farkındayım, şu sebeple asla kimse kopuk bir boşluk içinde varolamaz ve yaratamaz. Sanırım, benim yalnız emek harcama ihtiyacım çevremden oldukça kolay etkilenir olmamdan kaynaklanıyor. Bu yüzden kendi sound’umu ve müzikal dilimi geliştirebilmek için yalnız emek harcama mevzusunda oldukça katı olmam gerekti.
• “Myopia” kelime anlamıyla manidar bir seçim olmuş! 2010’dan bu yana sizi dinleyen mütevazi bir müziksever olarak bu albümün bende tesiri, algısı şöyleki: Sizin dünyanıza oluşturulan bir pencere şeklinde. Albümde kullanılan enstrümanların sayısı arttırılmış ve bu müzik aletleriyle ortaya çıkarılan melodiler daha yoğun ve daha derinlerde bir yerlerden sesleniyor şeklinde; yaylılar ve vokallerle ortaya çıkan ‘organik sentezleyiciler’in tesiri çok önemli. Sanki dış dünyada ifade edilemeyen duyguları, algıları açığa çıkarıyor hissi veriyor; anılar, hatıralar, hayaller; bir terapi seansı şeklinde. Peki, sizin tarafınızda neler yaşandı, yaşanıyor? Özetlemek gerekirse bu kez iyi mi bir “Agnes Obel” yolculuğuna çıkıyoruz?
“Myopia”nın bir halde yapmam ihtiyaç duyulan bir albüm bulunduğunu düşünüyorum. Eğer bu bir anlam ifade ediyorsa. Kimi zaman aşabilmek ve yaşamın size kabul ettirdiği bazı deneyimleri anlayabilmek için bir şey yapmanız gerekir. Doğrusu haklısınız, bir anlamda bu kendim için bir terapi biçimi. Doğal ki, başkalarını da ilgilendirdiğini umuyorum. Kapanma adım atar başlamaz derhal yeni müzik halletmeye / yazmaya başladım ve “Myopia”dan o denli farklıydı ki. Benim için çalıştığım yeni parçalar tamamen başka bir uzayda çalışmak şeklinde, ben yeni parçalara “sky-musik” diyorum, ayrıca sky, Danca’da bulutlar demek.
“Kendime dışarıdan bakmakta iyi değilim”• “Myopia” için; “Bir tek algının çarpıklığını temsil edecek bir kelime arıyordum. Bence şuur hakkında ne kadar oldukça düşünürseniz gelen ilk sual şudur; algıladığımız şeyin gerçekte ne olduğu ve ne kadar doğru olduğu? Ve bunun hakkında ne kadar oldukça düşünürseniz, kendi algınıza hakkaten güvenemeyeceğinizi bir o denli çok da fazla anlarsınız” diyorsunuz! Birazcık bu cümlelerinizden yola çıkarak bu albümün, sizdeki karşılığı nedir desem? Ve bugüne dek ki albümlerinizden farkı nedir?“Myopia”nın yaptığım en ağır mod-bilge albüm bulunduğunu düşünüyorum, asla kimselerle hakkında -gerçekten- konuşmadığım şeylerle uğraşan bir emek harcama. Iyi mi bir şey çıkmış olduğu mevzusunda hakkaten memnunum fakat hem de süreç bittiğinde ferahladım, rahatladım. Kendi kabusunu hatırlatan, benzeyen sound’lar halletmeye çalışmak ve kendi zihnine güvenememe duygusunu zorlayarak üretmeye çalışmak daima hoş değil.• Chicago merkezli müzik eleştirileri ve yorumları icra eden web sitesi Pitchfork, albümünüzü, “Bir Agnes Obel konseri daima uzay – dönemin ve kendi içinde bir yolculuktur” diyor ve ekliyor: “Kendi sisli manzaralarını oluşturan, sizi vokallerin ve piyanonun birbirine bulaştığı sürünen bir sise çağrı eden hayaletimsi oda müziği deneyleri”. Tarifi bir o kadar güzel ki! Ve size “melankolinin kraliçesi” diyorlar, ne düşünüyorsunuz? Sahne arkasında ve hususi yaşamınızda tüm bunların yansıması yada tesiri iyi mi oluyor?Kendime dışarıdan bakmakta iyi değilim, bilhassa müziğim mevzusunda. Sanki ‘özfarkındalık’ bir halde çürütücü hale geliyor / getiriyor şeklinde hissediyorum. Bu yüzden yapabildiğim kadarıyla bu şeylerden kaçınmaya çalışıyorum. Pek anlamadığınız ve hala bir halde aklınızı karıştıran bir şeyle çalışmak oldukça mükemmel ve bir o denli da sizi şaşırtıyor.
• Bir röportajınızda; “Müzik yada sanatın bir tür empati teknolojisi olduğu fikrini hakkaten seviyorum. Bu, bilirsiniz, bir kitap okuduğunuzda yazarın zihnine adım atmanızın bir yolu” diyorsunuz. Sizce, günümüzün müzik yaratıcıları, müzik dünyası ve müzikseverleri bu empatiyi yeterince yakalayabiliyor ya da yaşayabiliyor mu? Mesela; yakın bir gelecekte, iyi mi bir dünya ve müzik alemi bekliyor bizi, öngörünüz nedir?Güzel sual. Müziğin daha nev-i şahsına münhasır ve canlı müziğin daha doğaçlama ve daha canlı (konserlerde daha azca evvel kaydedilmiş) hale gelmesini umuyorum ki her bir konser yalnız orada olan eşi olmayan bir an haline gel(ebil)sin. Müzik, duyguları bir kişiden diğerine aktarma kabiliyetine haizdir, böylece duygular komün halinde yaşanır ve siz kendinizi unutabilir ve başkalarıyla şimdide olabilirsiniz. Bu inanılmaz özelliğin daha çok olması mükemmel olurdu diye düşünüyorum. Ek olarak mükemmellik ve şovmenlik ise daha azca odakta olursa mükemmel olur bence.“Şehrin büyüsünün müziğin içinden çıkacağını umuyorum”• Bir söyleşinizde diyorsunuz ki: “Kim olduğumuzu hatıralar oluşturuyor. Kaybetmekten en oldukça korktuğum şeyin bu bulunduğunu hissediyorum, şu sebeple kaybedersen anılarını, sen kimsin o vakit? Bu yüzden anıların sesini bulmayı oldukça merak ettim.” Ben kimim / sen kimsin?! Zor sual! “Kim olduğumuzu hatıralar oluşturuyor” tanımınızdan soruma gelirsem: Geçmişten bugüne kalan ve aslen sizi etkileyen, dönüştüren ne ise; o anı anlatır mısınız?
Sanırım her saniye değişiyoruz, istesek de istemesek de hücrelerimiz ve sinapslarımız (sinir kavşağı) değişiyor. Anılarımızın birçok yönden zihinlerimizin anlatısı yada ana temaları bulunduğunu düşünüyorum, böylece doğru olsun ya da olmasın (ya da her ikisinden birazcık) bu ana temalar, bizim kim olduğumuzu tanımlıyor. Benim için tanımlayıcı hale gelen bir anımın, Claude Debussy’nin “Ayışığı Sonatı” adlı parçasını ilk duyduğum vakit bulunduğunu düşünüyorum. 10 ya da 11 yaşındaydım ve onu piyanoda öğrenmem gerekiyordu, öğretmenim dışarı çıkıp onu hissetmemi istemişti. Eve geldiğimi, koridordaki taş zemine uzanıp, bu parçayı dinlediğimi hatırlıyorum. Adeta beni uzağa, bir yolculuğa çıkarmıştı, dalgalar şeklinde, o denli ki karşı konulmaz…
• Yakın gelecekte masanızda ya da kafanızda bir hayaliniz yada projeniz var mı?Pandemi esnasında doğan 16 aylık kızımın esin verdiği, yeni bir albüm üstünde çalışıyorum. Yol gösterici konsept, Danca’da “sema müzik” olarak adlandırdığımız, bulutlar şeklinde süzülen, dalgalı izlenimci müzik.• Bugünlerde sizi mutlu eden, sabah yataktan tebessümle uyandıran neler var? Bir film, bir şarkı, bir sergi, bir kitap yada bir hatıra/an olabilir?
Son zamanlarda ortaya çıkan beş yada altı saatlik (sanırım) uzun Beatles belgeseli oldukça garip ve bir o denli da esin vericiydi. Onların sürecini ve kaydedilenlerin stüdyoda yaşama şekillerini görmeyi oldukça sevdim. Bilhassa davullar (yalnız iki mikrofon ve trampet üstünde bir bez)… Fakat kim bilir onların ne kadar oldukça sade-basitçe çaldığını ve eğlendiğini görmek güzeldi…• Ve son olarak İstanbul’daki bu ikinci konseriniz için heyecanla bekleyen müzikseverlere ne söylemek istersiniz?
Evet, bu benim İstanbul’da ikinci çalışım olacak (ilk kez Aralık 2013’te çalmıştım) ve iki deniz arasındaki o güzel yere yeniden gitmeyi o denli iple çekiyorum ki. Mekana uyacağını düşündüğümüz hususi bir set sıralaması hazırladık. Bigün öncesinde İstanbul’da özgür bir günümüz olacak, böylece ertesi gün çaldığımızda şehrin büyüsünün müziğin içinden çıkacağını umuyorum

Son Dakika Haberler